O değil de nasıl yiyeceğiz biz bir daha bu orfozu?..

Kıbrıs’ta, adanın âdeta incele incele sona erdiği Karpaz burnuna doğru yolculuk ederken, deniz kaplumbağalarının yumurtladığı Alagadi bölgesine gidiyoruz şimdi.

Anayoldan Alagadi tabelasını görünce sola sapıyorsunuz, iki yüz metre ileride yine solda, kıyıya yakın küçük bir restoran var, salaş mı salaş, görüyorsunuz, giriyorsunuz…

“Hoca’nın yeri” tabir ediyor ahali. Tabela da aynısını söylüyor. Alışıyorsunuz, sık sık gidiyorsunuz, mekânın kurucu babası, hocaların hocası belli ki.

Muhabbeti, “n’apan” diyerek geniş bir gülümsemeyle başlatan, ardından günlük balıkları, "barbun var, voppa var, sokan var, sargo var, ıstakaro var, orfo var, levrek, çipura..." diye sıralamaya başlayarak devam ettiren o sevimli garson abimizzzzz, sargozun, ıstakarozun, orfozun z’lerini yutup yutup adının sonuna ekliyor gibi sanki.

Ne olursa olsun, uç uca, irili ufaklı, kılçıklı kılçıksız, yağlı tıkız… balıklar dolanmaya başlıyor aklınızzzzzda bu sıralamayla.

Durmuyor o, siz balıkları düşünürken, doğal ama vahşi lezzetlerle bezeli salatayı, humusu, tahini, hellimcikleri, çakızdezi ve İngiliz usulü kızartılmış patatesleri hiç sorgu sual konusu yapmadan getiriveriyor hemen önünüze... mecburi! İşte çiçek gibi bir mekâna seriliverdiniz, en yağlısından bir balığın cazibe alanına girdiniz şimdi.

Her şey güzel, hoş... balık ve mezeler günlük, rakı asırlık, balık tutmaya yarayan kenarları zokalı mavi leğenler etrafa yayılmış, hayat kılçıksız… lezizzzz. Akşam rakının, üç, beş mezenin ve salatanın yanında, söyleyiverdik gitti işte, kömürün üstünde çevrile çevrile çok hoş olur bu yağlı balık, kiloluk orfo da birazdan tabakta.

Nasıl da lezzetli kerata, nasıl da keyifli ortam, nasıl da dadlı rakı, hep böyle sürüp gitse keşke sonsuzzzza...

Neee diyorsunuzzzz, büyük bir katliam mı bu yaptığımızzzz? Nasıl mı yiyoruz o orfozzzzzzzu? Ne diyorsunuz sizzzzzz yahu?!

Henüz daha sadece 1 yaşında mı o?! Eeeee?

1 kiloluksa, 1 yaşında mıdır daha? Hesaba bakınızzzz. Olabilir.

Her sene 1 kilo mu alır? 60’ına kadar yolu mu vardır? Nereden çıkarıyorsunuz bunu yahu?

60 yaş ve 60 kilo ha? Enteresan!

"Üstelik dişi şimdi" diyorsunuz. Eeeeee?

18’inde erkek olacak daha! Haydaaaa.

Hermafrodit... Bu ne ki?!

18’inden önce avlamak doğa katliamı! Hı? Bittiniz, bitirdiniz…

Bana inanmıyorsanız ansiklopediden, Laru’dan okuyunuzzzz, öğreniniz kardeşim: “Orfoz, hermafrodit olup, cinsel olgunluğa eriştiği zaman dişi cinsiyet organlarına sahiptir. Hayatının belirli bir dönemini dişi olarak geçirdikten sonra 18. yaşına geldiğinde dişi cinsiyet organları kaybolarak yerine erkek cinsiyet organları gelişir ve hayatının geri kalanını erkek olarak yaşar.”

Ulan orfoz! Ulan Hacı! Ulan Hoca! Nasıl söylemezsin bize bunu yolunca yordamınca.

Nasıl söylemezsin bütün bu aylar ve yıllar boyunca.

Kiloluk orfocuklar böyle lokantalarda servis edilmeye başlanınca, zıpkınla avlanması yasaklanmış başta. İnsan iştahı bu durur mu; serbest kalmış sonra.

Yazık değil mi yahu bu balığa… Çoğalamamaya…

Dalgıçların dediği, bir bakınca kıyamazmış zaten insan. Nasıl yiyebiliyorsunuz bu güzelliği ulan!

Dipte, sizinle göz göze gelince, sakin bir şekilde dönermiş geldiği kaya kovuğunun içine.

Ertesi gün geldiğinizde yine aynı yerde. Dokunma, yakalama, elleşme... Sadece göz at kardeşim, selamlaş, muhabbet et, gözlemle!

Efkârdan iç şimdi haydi, bir daha da sen sen ol [... “aman da tadı şöyle güzel”, “bu kadar leziz ve yağlı bir balık görmedim hayatta”, “hele kömür ızgarada o pişmiş hali yok mu”, “yağları şıpır şıpır damlarken önünüze gelmesi”, “biraz gergin olsa da lokum gibi etleri”, “hele o enfes yanakları, mmmmmh” diye anlata anlata, kaynata kaynata, ısıra ısıra...] orfo yahut orfoz yeme!..






Yorumlar