İnadım inat, kıçım iki kanat.
İnadım inat, keçim iki adet.
İnada inat, rastlaşmış dar bir geçitte iki keçi ossaat.
İnatları inat, yol dar, sadece tek bir keçiye yol
verebilecek kadar.
- Ben geçeceğim. Arkam da çok kalabalıktır ha, demiş biri.
- Ben geçeceğim. Arkam da sağlam mı sağlamdır ha, demiş
diğeri.
Ve gerisi:
- Asıl ben!
- Asıl ben!
- Ya çekileceksin, ya çekileceksin!
- Hayır, ya çakılacaksın, ya çakılacaksın!
- Ya sen, ya ben. İkimizden biri.
- Hayır, ya ben, ya sen. İkimizden sadece biri.
- Ya ben, ya ben. İçimizden ben.
- Sen mi? Asıl ben. Ben, ben, ben…
Bang bang bang… Ölüm bizi ayırana dek.
Evlilik dediğin rodeo gibi mübarek. Mümkün olduğunca
dayanabilmek gerek.
Evet, evlilik. Keçi gibi inat edebilmek.
İki mevzu karıştı sanki, birini terk etmek gerek.
- Ben, ben, ben, geçeceğim şimdi köprüden.
- Hayır, ben, ben, ben, geçene kadar ayı denilmesi gereken.
Bang bang bang, you shoot me down, dayı.
Bang bang bang, you hit the ground, ayı!
Şimdi de köprü ile nehir, keçi ile dayı karıştı sanki.
Ve Tarantino dayının Kill Bill’i.
Yok, ayı!
İki mevzu, üç yahut çok boyutlu bir yaklaşım, geniiiiiiş bir
vizyon ve bakış açısı, yüz seksen derece hizmet, yedi/yirmi dört mesai, bir
sürü katman, farklı düzlemler, ayrı perspektifler, paralaks falan filan artık
her şey böyle karış karış abi.
Uzatma, eveleme geveleme, ne diyeceksen de.
- İnat etme, çekil önümden işte.
- İnatta bile inat ederim, çekilemem hiçbir şekilde.
- İnadı bırak, inatsa unut hatta, yürü git be.
- Prensip başka: İnatla yaşa. Ölene dek elbette.
- Ölelim öyleyse.
- Öyle, ikimizden biri ölecek neticede.
- Ölüm bizi ayırana dek.
- Niye giriyor araya bu evlilik sürekli, ne gerek?
- Keçi gibi işte.
- Sonuna dek gidildiğinde.
- Ölüme dek gidildiğinde.
- Tüm ikiler teke inecek neticede.
- Tüm birleşmeler, ayrılığa.
- Spermle yumurta, hoooop, mezara.
- İki keçiden biri, cumburlop boşluğa...
- Ya da hayat denen bu dar geçitte, ikisi de aşağıya…
Ayrılıyoruz artık. Elveda…

Yorumlar
Yorum Gönder