Şiirdir, şairdir. Gider gelir.
Şairdir, şiirdir. Dikenlidir.
Şairdir, delidir. Dikine gidendir.
Şairdir, doludur. Meramı çoktur.
Şiirdir, şairdir, delidir, doludur, kirpi olur, delidolu
olur…
*
Evet, delidoludur şiir. Kirpidir. Şiir kirpisi, kirpi şiiri,
kirpi işi, kıpır kıpır hareketli ve de dikenli. Batabilir. Sızlatabilir.
Acıtabilir. Kanatabilir. Yaralayabilir. Yarasının ağrısını sürekli hissettirebilir.
Bazı ustalar cam kırığına benzetir. Cümleler devrilir: Cam
kırığına benzetir bazı ustalar. Jilete. Cilettir. Çakıya. Keskindir. Bıçağa.
Yalındır. Ateşe. Yalım yalımdır. Okununca, haykırınca, söylenince, çığlık
çığlığa ateşlenince… yüreği çizsin diye, tam kalbin üzerine denk gelecek
şekilde bırakılır. Batırılır.
Okur şiirini çömez… yargılar anında usta (“eleştiri”,
“görüş” ya da “değerlendirme” denir, düpedüz yargıdır): “İyi, hoş da…
(duraksar)… iyi demişsin, hoş demişsin de… (yine duraksar)… okuyunca ben şimdi
bu şiiri… (gülümser)… kırık bir cam parçası gibi çizdi mi yüreğimi?..”
İşte bunun yanıtını verebilmeli biri… Çizdi mi, acıttı mı,
kanattı mı, yaraladı mı?..
Kirpi – çizmese de cam gibi – batırır hep iğnesini. Batırır
dikenini.
Durduk yere mi peki? Durduk yere mi batırır yani? Değil
tabii ki...
Çağrısı vardır doğanın, zorlaması vardır; güdüler oluşturan
bir evrimi/tarihi, ona uygun ortaya çıkan içgüdüsel eylemi vardır. Kestirmeden
bakılırsa, fıtratında vardır. Akrep gibidir yani. Akrebin, “İyi ama bu benim
doğamda var” diye haykırıverişi, eyleme geçişidir. Şair de, doğasına uygun
hareket etmelidir. Kirpi gibi...
Sonra… sonra, dikenlerini çıkarması için, üzerinde bir
baskı, tehdit yahut sınırlama hissetmelidir tabii ki. Bir derdi, bir meramı
olmalıdır. Her bir yanı tehdit doludur doğanın, dört bir yanı puşt zulası...
mücadele etmek, savaşmak gerekir. Kirpi gibi...
Sonra... has şair der ki; “Sınırlamıyor sevdan beni”…
Sınırlamamalıdır sahi. Sınırlayan bir ilişki, gerçekten sevda olabilir mi?
Sevdaya dair olabilir de, sevdaya dahil olabilir mi? Sınırlamak, birbirini
eritip bitirmek değil mi? İnsan dediğin özgürleşmeli. Kirpi gibi...
Sonra… yollar önermeli, geceleri çıkılan yollar. Yollar
örmeli, gündüzleri varılan. Bazen de tam tersi. Bazen de hepsi. Şiir ve şair
hep yollardan geçmeli. Şair ve şiir hep yolculuğa çıkmalı. Hep yolculuk
yapmalı. Hep yolculuk olmalı. Kirpi gibi...
Sonra… Yaşamayı bilmeli. “Yaşamayı bileydi… yazar mıydı hiç
şiir?”, “Yaşamayabileydi… yazar mıydı hiç şiir?”, “Yaşama… ya bileydi… yazar
mıydı hiç şiir?” Özel biri. Kirpi gibi...
Sonra… sonra, yine yaşamayı bilmeli. Yaşamın içindendir.
Bizzat olay mahallinde, kirpi kaynayan yerlerde, adalarda gözlenmiştir.
Kirpiler bahçenize geceleri gelir. Gündüz de dolaşır ama asıl geceleri
“mesai”dedir. Diğerleri uyurken, çalışmayı bilir. Has şairler de öyle değil
midir? Gecelerin, geceyle gündüz arasındaki gelgitlerin, şafakların ve
alacakaranlıkların, doğumların ve ölümlerin bağrında yetişendir. Tanyeri eri.
Kirpi gibi...
Sonra… yalnızlığı bilmeli; geceleri düşülen boşlukları.
Gündüzleri çıkılanları. Bazen de tam tersi. Bazen de hepsi. Şiir ve şair hep
yalnızlıklardan geçmeli. Her şeye sırtını dönüp, düşlere ve düşüncelere
dalabilmeli. Çıkabilmeli. Kirpi gibi...
Kirpi… çizmese de cam gibi yüreği, batırır dikenini. Gül
gibi. Mis gibi...
Derrida der ki; “batmak” değil ki asıl mesele. Acıtmak,
canını yakmak değil ki. Diken de değil... Yürümek aslolan. Yan yollarda
dolaşmak, otobanlara meydan okumak…
Derrida kim ki? Şiirin kirpi olduğunu iddia eden yahut
“keşfeden” kişi. Dediği, tam olarak ne ki?
“Şiir Nedir” diye şiirsel bir metin yazar Derrida. İddiaya
göre, kendi çizimiyle, büzülmüş bir kirpi de kondurur kapağına. Resmin, yani
büzülmüş duran kirpinin içine harfler yerleştirmiştir. Kirpi, şiir ya da kitap
“açıldığında”, anlamlar fışkıracak, dikenler fırlayacaktır ortalığa. Bakacaktır
dünyaya, batacaktır dört bir yanımıza.
“Şiir bir kirpiye benzer. Yan yollarda, patikalarda,
otoyollarda dolaşmaktan zevk duyan bir kirpi. Düşünce, bilgi ve kültürle çok
yakın ilişki içinde yaşayan; gözden uzakta olmaktan çekinmeyen, yoğun
yalnızlıklardan ürkmeyen bir kirpi. Yere yakın, alçakgönüllü, sırtını dünyaya
ve kendisine çevirmiş.” (*)
Kirpi, karanlıkta koyulacaktır yola, yan yollardan yapayalnız
ilerlerken, merak edecektir, düşecektir otobanların tam ortasına. Dört bir
yanından saldırıya uğradığında, sürekli tehlike atlatmaya başladığında, içine
çekilip dikenlerini çıkaracaktır yolun ortasında. Karşı karşıyadır hep modern
yaşam ve doğa. (Boşuna) savunacaktır kendini doğa. Yüreğimiz çizilecektir, onun
yalnızlığı ve fakat buna rağmen sürdürdüğü mücadelesi karşısında.
Şiirdir. Yürektir. Çizilmelidir. Kirpi ve has şair...
çizebilir.
Şiirdir. İmgedir. Eğretilemedir. Gider gelir. Patikalar,
çamurlu yollar, anayollar, otoyollar… gidip gelmenin güzergâhı da önemlidir.
Yollar vardır. Dolambaçlıdır... Yollar vardır. Yolu
kısaltmak için vardır... Yollar vardır. Çıkışta değil, varışta da değil,
yolculuğun kendisinde ısrarlıdır... Yollarda ve yolculuklarda en çok karşımıza
çıkan ifade, en sık varılan kavşaktır…
Kirpidir şiir. Yolcudur. Yakın ve uzak... Her şeyin şekle
dönüştürülebilmesidir. Kestirme ya da ara yol...
Yollar ve yılar arasında hep birinden diğerine çıkılsa da,
tüm bu macera, uzayııııııııp giden bir akış, o akışın bıraktığı şekil değilse
nedir? Şiirdir. Uzalan ve kısalan şekillerdir.
Büyük ve küçük. Somut ve soyut. Siyah ve beyaz. Ve mor
yağmurlar, pembe atlar, turuncu sıcaklar... “olmayanlar”ı da dahil, tüm renkler
ve de varlıklar. Ölüm ve yaşam. Hep iğnelidir. Tasvirdir, çizimdir, imgedir.
Çizip orta yerde bırakabilir.
Eliptik anlatım, oluşluluk, çok oluşluluk, işaret, garabet,
yapı, söküm, yapısöküm falan filan, bunlar da Derrida’nın kavram setinde “bizi
aşan” şeylerdir. Kuramla arası iyi olsa da, kavram boğuntusuyla küskündür şiir,
imgeseldir.
Otobanlar ve gönül işleri ise elbette daha yakınımızda, çok
daha yakınımızda durabilir. (Nedense kitapta, “gönül” yerine “yürek”
denmektedir, belki de cesareti de kapsayabilsin diyedir! Yok, yok, kesin, kırık
bir cam parçasıyla çizilebilmesi içindir.)
Kitap mı?
*
Derrida değil de, bir başkası olabilir. Hakikisi. Esaslısı.
Rosa Luxemburg mesela. 1915’te mahpus damında, kirpi gibi
dalmaya hazırlanmaktadır, dışarıdaki hayatı satıp savuran Bernstein gibilerin
arasına: “Bayan Eva haklı: Fazlasıyla yumuşak olduk. Fakat yemin ediyorum,
düzeleceğim. Kendimi daha şimdiden bir kirpi gibi hissediyor ve bunların
arasına dalmak için yanıp tutuşuyorum.” (**)
Rosa devrimcidir. Gider gelir.
Yolu dikenlidir. Barbarlığa karşı tek seçenektir.
Güldür Rosa. Batar mutlaka.
Devrimin şairidir. Dikine gidendir.
Kirpidir. Batırır iğnesini, çeker bıçağını, kırar camını,
çizer yüreğinizi.
Kirpidir. Delidoludur, meramı ve kavgası çoktur.
Kirpidir. Yoldur. Yolcudur. Yolculuktur.
Kirpidir. Şiirdir. Devrim olur…
---
(*) Sözcükler dergisinin 36. sayısı içinde,
Selahattin Yıldırım’ın Mahmut Derviş’le yaptığı kapsamlı şöyleşide, bilge ve
büyük şair Derviş böyle özetliyor Derrida’nın kirpisini…
(**) Annelies Laschitza,
“Rosa Luxemburg, Her Şeye Rağmen Tutkuyla Yaşamak”, s. 385, Yordam


Yorumlar
Yorum Gönder