İçinizdeki bonoboyu uyandırın arkadaşlar. Salın gitsin
artık. Salın bir rahatlayın yahu. Nedir yani? Bugüne kadar o denli dert
ettiniz, içinize attınız, sıktınız, bastırdınız, kendinizi kasıp durdunuz da ne
oldu sanki?..
Sahi, ne geçti elinize? Birtakım toplumsal kurallar, kısıtlamalar,
ahlak dediğiniz saçmalık ve yapyalan bir dünya. Çilekeş misiniz la siz? Üstelik
sömürülüp duruyorsunuz sabahtan akşama. Sıfırı çektiniz eşitlikten ve
özgürlükten yana, adaletsizlik ve mutsuzluk en dip noktasını buldu, arzularınız
ölmüş durumda ve hâlâ kasım kasım kasılıp duruyorsunuz ortalıkta...
Bırakın artık işte. Rahatlayın bir. Salın ayol. Hadi ama...
bonobo hemen şimdi!
Bakın, biz ne güzel anlaşıyoruz keratayla:
Gel bonobo kardeşim, seninle eşitlikçi, özgürlükçü yeni bir
uygarlık inşa edelim… Sen cinsel devrimi ve feminizmi yücelt, ben evrimi,
beraber ilerleyelim.
Sen anaerkillikten git, bu düzen babaerkillikten, ben
beraberce erkin yok edilmesinden. Uyku kardeşim, ver elini, beraber, eriyelim,
evrilelim...
Ama her şeyden önce şöyle bir güzel sevişelim be kardeşim.
Neşeli ve zevkli. İçten ve heyecanlı. Sürekli ve esaslı. Yüksek perdeden insan
olma kararını esastan bozalım böylelikle, güdülerimize teslim olup, haz ve
keyif dünyasında yüzelim, evrilmeyelim!
Sınıflamak için seni, icabında yeni bir bölümlendirme icat
edelim. Taksonomi dünyasını taksit taksit yenileyelim. Büyük maymunları,
şempanze, goril, orangutan diye üçe bölerken, önce şempanzenin içinde bir pigme
yahut cüce şempanze uyduruverelim, sonra bir dördüncü büyük maymun kategorisi
olduğunu iddia edelim. Dilersen genel toplamı üçte bırakıp, şempanzeyi kendi
içerisinde ikiye de ayırabiliriz, sen bilirsin. “Pan” yahut “büyük insansı
maymunlar” diye bir üst kategori de icat edebiliriz. Nasıl işine gelirse artık.
Atamız sensin. Geleceğimiz de!..
Nereden geldin sahi? Çıkarılan bo-bo -bo’lu seslerden mi?
Sanmam. Kongo nehri kıyısındaki Bolobo şehrine ne dersin? Olabilir tabii. Yok
olup gitmiş Bantu dilindeki “ata” anlamı en kuvvetli ihtimal gibi. Amaaan,
etimolojisine hepten boşverelim, etnolojisine girelim, bonobo da bonobo
diyelim... ses olarak, söz olarak, öz olarak hepimizin Afrika’dan geldiğini
bilelim!
Bak, geçmişini bilince ve geleceğe doğru uzanınca,
sözcükleri de sündüre sündüre uzatınca daha hoş oluyor her şey; bonobo
bonobobobo... banabak bonobo, bonobobobo, iyice uzatalım seni, yüceltelim.
Bana
bak, şuna bak: Bastırılmış (iç) güdülerimizin serbest kalmış hali!
Evet, en çok merak ettiğimiz konu belli. O aralıksız, dur,
durak bilmez sevişmelerin tabii ki.
Meraklıyız ama marizimizi de kayarız: Bonobo bonobobobo,
hayran hayran izliyoruz diye yanlış anlama; cinselliği senden öğrenecek değiliz
ha. Cinsel özgürlüğü de. Eşitliği de sonra. Cinselliğin sevinciyle dolu,
eşitlikçi, özgür bir toplumu bilhassa. Karşımıza geçip maymunluk yapma!
DNA’n % 98 gibi çok yüksek bir oranda insana benziyor diye
insandan sayacak değiliz ya seni. Benzetmeyi çok iyi biliriz ama. Bak, neler
neler uydururuz benzetme aşkına:
“Misyoner pozisyonunda sevişen, insan dışındaki tek canlı
türü” olman çeker hemen kimimizin ilgisini. Sadece iç içe değil yüz yüze de
olabilmek sevişirken, insan gibi!
“Salt üremek için değil, zevk almak için de cinsel ilişkiye
girmen” ayrıca. Yine insanca! Ne tuhaf, her şey bağlanıyor insana. Kusura
kalma, antropomorfizmden, her şeye insan merkezli şekil verip durmaktan muzdaripiz
biz hep buralarda.
Şekilcilikten kopup içeriğe ve Kongo diyarına dönersek;
“Homo sapiens haricinde oral seks yaptığı keşfedilen tek tür” olman da, cinsel
hayatın renkliliğine bir başka katkı yahut kanıt galiba. Ve yine insanca!
Kendimize benzeteceğiz ya her şeyi, maymunca! Yatak ve yasak
odalarımıza kadar uzansanız, bize ve karıştırdığımız haltlara bakıp, “Ne kadar
da bonoboca sevişiyor bu garip mahluklar” der misiniz acaba?
Der misiniz ha bonobo, bonoboca?
Evet, aranızda özel bir dille anlaştığınızı biliyoruz ama
bonoboca bilmiyoruz. Ekşi tanımlar geliştiren gençlerin, bildiklerini
sandıkları şeylere şöyle bir bakıyoruz ; “Ağaç kovuklarıyla bile olaya giren
seks manyağı maymun türü” diyorlar mesela. Cinsel coşkunluğun ve mastürbasyonun
erdemlerini unutuvermişler sanki.
“Cüce şempanzelerin
ilginç hatta insanın genel bakış açısına göre ‘uçlarda’ yaşam tarzı, kültür
kavramının sadece insanlara ait olan bir olgu olmadığına ve yaşamın, sosyal
boyutta bile nasıl çeşitlilik gösterebildiğine güzel bir örnektir.” Vikipediden
vik vik vik ötüp duran bir madde işte! Kültür ne?
“Yüzde 1’inin homoseksüel yaşadığı belirlenmiş olan,
sevişmeden geçirebildiği zamanın 1 dakikayı bulmadığı iddia edilen, iletişim
kapasitesi mükemmele yakın, yaratıcı ve zeki primat!” diyenleri de var, lezbiyen
ilişkinin yüksek statü sağladığını söyleyenlerin yanında. Çok iddia var zaten
burada, çok tevatür…
“French kiss (frenk öpücüğü galiba), aynadaki yansımanın
kendisi olduğunu fark etmek, ‘scissoring’ (makaslama beya) türünden insanların
eşcinsel ilişkilerinde kullandıkları bütün temel pozisyonları kullanmak, ilk
insanlar gibi 40-60 yıl yaşamak” var bir yanda.
“Sesli iletişim, birbirine isim takmalar, avlanmak ya da
sorun çözmek için alet kullanmak, ihtiyaca göre alet yapabilmek, uzun süre iki
ayak üzerinde yürüyebilmek, başını sallayarak hayır diyebilmek” falan filan
diğer yanda... Ne çok özellik var! Bonobo değil, gelişmiş teknolojinin son
harikalarından, süper ince, 42 bin megaherz çözünürlükte bir cep telefonu
mübarek!..
Bütün bu özelliklerini sıralayıp sıralayıp, bonobomuzun
başına “homo” gelmeli diyenler var. Altı milyon yıl önce ayrılmışız halbuki
elemanla… Zorlamayın işte kardeşim çok fazla. (Biliyorsunuz, maymunu çok
zorlarsanız, insan olur; insanı hiç zorlamazsanız, döner hooop yine maymun
olur!)
Utanmamışlar, “Hepsi biseksüel olan seks/zevk düşkünü
hayvanat” bile demişler. Halt etmişler... İftira etmişler, hatta atmışlar…
Hayvanat bahçesinde maymunlara fındık fıstık atasıcalar!
“Primat kardeşlerimiz arasında en barışçı toplum yapısına
sahip türdür” demişler ayrıca. İyi işte. Eşitlikçi toplumsal yapının ve
özgürlükçü bir cinsel varoluşun barış getireceğini bilmişler. İnsaniyet
bahçesinde fındık fıstık atıştırırken derin tartışmalara dalasıcalar!
“Taşlardan alet yapan, ateş yakan, söndüren, makas kullanan,
araba süren, yazı yazan, müzik aleti kullanan, kendi aralarında bir dilleri
olduğu sanılan maymun türü” diyen de çıkmış sonra, bu kadarı da fazla valla.
Bonobo monobo zorlaya zorlaya bu bizim homo sapiens’ten de ileriye gidecek
sonunda!..
Zorlamanın sınırı olur ama bilginin fazlası olmaz... bilgi
bilgi üstüne, bilgi eşitlikçilikte: Şempanzelerle aralarındaki en önemli fark,
dişilerin toplumsal rolleri değil mi abi? Feministler o yüzden sevdi zaten bu
bonobo işini...
Bir de şöyle bakalım şimdi: “Şempanzeler dişileri hor görüp
tecavüz ederken, bonobolar el üstünde tutar. Genel şempanze gruplarının şiddete
başvurduğu durumlarda, bu arkadaşlar birbirine dokunarak, hatta seks yaparak
barışı sağlarlar.”
Ve tabii ki bu durumda slogan belli: Sevişe, sevişe
barışacağız!..
“Savaşma seviş”in
yaşayan örnekleri, 68’li kardeşlerimiz bizim... yahut atalarımız, babalarımız,
bonobolarımız. “Doğanın hippileri” bir bakıma.
Sonuç, “Anaerkil, barışçı, medeni ve eşitlikçi bir
topluluk...” Bu ne ya, baştan ayağa ütopya aslında. Alın size, Kongo’da,
bilindik bir coğrafyada, “yeryüzünde yaşayan ütopya”... Daha da sosyalizm falan
diye tutturmayasınız ha!
Doğal yeryüzü cenneti kurulmuşken, yapayına teveccüh göstermemeli
yani.
Aksi görüşlere sahip uzmanlar da var tabii ki. Zaten aksi
olmayan ne kaldı ki, kim kaldı ki? Bonobolar hakkındaki bu bilgiler
(söylentiler) genelde hayvanat bahçelerindeki gözlemlerden geliyor, doğal
hayatında inceleme yaparsanız, “barışçılık, özgür seks ve eşit toplum”dan
sapabilirsiniz demiş bir allahın antropologu mesela.
Barışçılıkları biraz hikaye, saldırganlıkları da var
aslında. Fark etmediniz mi? Hayvanat bahçesinde beş dişi, bir erkeği sıkıştırıp
paralıyor, başka bir tanesi kızınca erkeğin penisini ısırıp koparıyor ve
benzeri ve benzer ve benzeri... Hiçbirini görmediniz mi?
Görüş açınız zenginleşsin diye “bilimsel” iki alıntı iyi
gider şimdi.
Birincisi: “Şempanze cinsel meseleleri iktidarla çözer,
bonobo ise iktidar meselelerini seksle.” (*)
İkincisi: “Bonoboları keşfedenler onlara bazen fazla
aşık oluyor, örneğin gey ve feminist çevreler. O zaman benim de onları
yatıştırmam gerekiyor: Bonobolar her zaman birbirlerine iyi davranmıyorlar.” (**)
“İnsan” adlı ilkel yaşam formunun, en primitiv tarafından
“primat” formları arasında yakınlıklar kurma ilkelliğimize ne demeli peki?
Önemli mi? Geçmişini aramanın, geçmişine şaşırmanın ve de icabında geçmişinden
korkmanın abecesi... Şebek değil maymun bunlar yahu! Atalar, gerçek atalar….
150 bin yıl öncesinin öncesi, hiç merakımızı celbetmez olur
mu? 150 bin çarpı 40 eşittir 6 milyon yıl önce yaşayan halimiz... bonobo
sevdiceğimiz.
Sapiens’in diğer homo/insan türlerini (ki yekunu 4 adet)
yenmesi sürecinde, bonobolar ne halt yedi? Sapiens’in neandarthal’dan aldıkları
belli de bonobodan aldıkları belli değil mi? Aldıkları bir yana, peki ya hayata
verdikleri? Antropolog olmakta değil mesele, primatolog olup gerçek atayı
bulmakta Zühre. Daha “iyi”, daha “dayanıklı”, daha “uygun” tür, diğerlerini alt
edip ilerlese de, en başarılının hayatta kalmasını sağlayan kurallar olsa da,
bir “karışım” var ortada sonuçta. Biraz ondan, biraz bundan, kimi daha çok,
kimi daha az ama bir karışım işte...
Bir bonoboluk var insanda mutlaka.
Karışımın keyfini süreceğine, “tam nereden geldi” diye kesin
adresini arayanlar da var, nafile. Bonobo sosyal ve cinsel davranışlarda,
insanlara şempanzeden daha yakın durduğu için oradan geldiğimizi söyleyenler
var tek tük. Şempanzeden geldiğimiz ise daha yaygın bir kanı. Üzülmeyin, ikisi
de hemen hemen aynı kapı...
Genetik kanıtlara göre insanla şempanzenin yolları 6 milyon
yıl önce ayrılmış, biliyorsunuz. Şempanzeyle bonobo ise 1 milyon yıl önce
ayrılmış, şimdi öğrendiniz. Şempanze-bonobo ayrımını 1929’dan itibaren
yapıyoruz zaten, tahmin ettiniz. (Daha önce, ayrı bir tür oluşturduğunu
çözemeden, “pigme şempanze” demişiz ya, hatırladınız mı?)
Kimilerine göre 50 bin, kimilerine göre 9-10 bin adet kalmış
dünyamızda. Tüketmezsek eğer kendilerini, “canlı evrim”i izleyebiliriz belki.
Hani şu “Bugün niye evrilmiyorlar o zaman, neden dönüşmüyor maymunlar insana”
diyen Adnan Hoca kafasına bir tür yanıt belki!
Kafa iyi! Ama nasıl tükenmeyecek ki? Tüketen belli: Yerli
halk, Kongo’da bonoboları yiyormuş, yaaaaa.
Yerli halk mı yani tüketen, koskoca bir “uygarlık”
dururken!..
Neyse ki doğa var. Doğal zorunluluklar var. Kongo nehrinin
doğal yapısı var mesela. Bonoboları, karşı kıyıdaki şempanzelerden ve
gorillerden ayırıyor, türlerinin ve özelliklerinin devamını biraz da buna
borçlular.
Bilmem, tanıtabildik mi elemanı yeterince? Çocukluğunuzu,
atanızı, geçmişinizi, belli kıyıları geçemeyişinizi... tanıyabildiniz mi?
Şairin dediği gibi;
Tanı bunları tanı da... yeni bir insan kur sonunda!..
Bize bakma; insanız eninde sonunda.
Aşçıyız, hırsızız, karısıyız ve aşığıyız; filmler boyunca.
Yürürüz, ararız, buluruz, yeriz, yeriz, yeriz… bütün yollar
ve yıllar boyunca.
Kabaran iştahımız yamyamlık sınırına dayanana kadar hayvani
güdülerimizin peşinden koşarız… tenler ve bedenler boyunca.
Yemek, büyük bir katliamdır, cinayettir, kıyamdır… durmadan
yiyip içeriz, bütün masalar, sofralar ve gurultular boyunca.
Kokuşmuş bir düzende “doymak” mümkün müdür; asla doymayız,
ağızdan anüse bütün bir sistem boyunca.
Fransız Devrimi’ni ağzımıza/boğazımıza tıkarak bizi ölüme
gönderen burjuvaca bir iştaha içinde ne olursa olsun yaşamaya çalışırız; bütün
aşırılıklar ve oburluklar boyunca.
Ve daha da toplaşır ve yoğunlaşırken yüzde 1 bu oburlukta,
bir başka uçta birikir yüzde 99, incecik bedenlerimiz ve narin gülüşlerimiz ve
Afrikalı çocuklarımız ve yok edici kaderlerimiz ve kırılgan ruhlarımız ve
içinden çıkamadığımız köleliğimizle… mücadele ederiz adaletsizliklerin ve
eşitsizliklerin ortasında; ne yapar eder hayatta kalmaya çalışırız, bütün
açlıklar ve yokluklar boyunca.
Bonobo, gel kurtar artık bizi allaaşkına...
---
(*) Frans de Waal’dan aktaran, Ian Parker, “Bonobo
Ütopyası”, çev. Nazım Dikbaş, Express, sayı 81, Mart 2008 http://birdirbir.org/kongo-ormanlarindan-14-subat-mesaji/#sthash.LOkFWraL.dpuf
(**) Adı geçen makale ve dolayısıyla adı geçen Ian
Parker ve adı geçen Frans de Waal
Gabriel von Max, “Monkey
before skeleton”, 1900


Yorumlar
Yorum Gönder