Hadi bakalım. Kurmaca, kurgusal, yapay bir şey değilsin sen.
Gerçeksin. Sapına kadar olmasa da baştan ayağa gerçek. Ayağa geçecek...
Yeniden kurulunca, yazıyla kurulunca, yazıya kurulunca,
gerçekliğinden hiçbir şeycik kaybetmezsin. Kaybetmeyecek…
Hadi bakalım. Dik duracaksın sen. Dikeleceksin. Lâkin ayağa
kaldırdın diye bizi, tutup diklenmeyeceksin. Yerini bileceksin…
Dikliğimizin bir nevi garantisi, daha doğrusu aracı, aracısı
olacaksın sen. Dikeltecek, icabında yücelteceksin…
Tutup da bir köşeye fırlatırsak seni, tutup da eskitirsek,
tutup ayağımızla ittirir, değersiz bir eşya muamelesi çekersek, üzülmeyecek,
direnmeyeceksin…
Sıradan, basit, bayağı, önemsiz, binlercesi arasında
öylesine bir eşya, günlük, tarihin ne olursa olsun güdük… işte, hal böyleyken,
boyun eğeceksin!..
Tutup da bir filozof ele almaya çalışırsa seni, tersten
gidecek, boyun eğmemeyi öğreteceksin!..
Bir fablın içinden geçsek de, terliksi hayvan bile değilsin
sen, bizatihi terliksin... ne olduğunu bileceksin!..
Gençliğine gidecek, talebe evi ziyaretlerinde terlik
isteyenlere, “Terledin mi sen” diye nükleer nükteler fırlatıvereceksin…
Evet, herkes bir köşeye fırlatıverecek seni. Herkes itip
kakacak. Hor görülecek, sürüneceksin…
Bu dünyada sürekli ayak koklayacaksın. Her yer ayak kokuyor
zaten. Ayak kokacaksın. Ama asla ayaklanmayacaksın...
Şeklin şemalin belli, hepi topu tek bir kalıptan ibaretsin,
yine de numaraların ve desenlerin değişik değişik, tasarımların da öyle, ne
kadar değiştirilebilir ki bir terlik, her ayağa, her uyağa uymayı bileceksin...
Sıkmayacaksın, rahat olacak, rahat ettireceksin.
Çıkıntıları, nasırları, parmakları, tarakları, tırnakları… incitmeyeceksin.
İcabında şekil değiştirecek, her şekle girecek, kalıbını değiştirecek, ayağın
gönencine hizmet edeceksin…
Her evdesin, her odada, her vestiyerde, her yerdesin,
sürekli yerdesin... Dedik ya, şikayet etmeyeceksin!
Kabul et işte, son derece değersiz ve önemsizsin… Zavallı,
küçük bir varlık. Aşağılık kompleksi çekeceksin!..
Feylesoflar olmasa, okullar kurmasa, Frankfurt’u merkez alıp
Amerika’ya uzanmasa, negatif ve eleştirel düşüncelerle dünyayı kıpırdatmasa,
tarihi yeniden ısıtmaya çalışmasa... çok daha önemsiz kalabilecek iken, birden
tarihsel bir değer kazanıvereceksin... Yükseleceksin!..
Kabul etmesi zor amma Adorno’dan beri, artık –kimilerine
göre – önemlisin!
Belki de en son ilişkilendirilebilecek şeyle, omurgayla
ilişkilendirileceksin…
“Minimal” de olsa, “minimum”da da kalsa, bir “Moral”
kitabına, “Moralia”ya, tarihsel-toplumsal-bireysel ve de tüm bunları ve
benzerlerini yansılayacak/yankılayacak şekilde ve gayet bilimsel olarak
girivereceksin…
Bir ayağın, içine girmesi gibi.
Bir kedinin, içinde uyuması gibi.
Bir ruhun, bedeni şişirmesi gibi.
Aklımıza girivereceksin.
Terliksi hayvan değilsin sen, bizatihi terliksin. Fabl, mabl
değil zaten bu, mal!
Terliksi hayvan değilsin sen, bizatihi terliksin. Adorno’nun
terliği: Tıpkı “Minima Moralia”da dendiği gibi:
“Terlik, eğilmemenin anıtsal ifadesi...”

Yorumlar
Yorum Gönder